Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views :
img
Home / Aile & Çocuk & Sağlık / Alzheimer Gelişiminin Diğer Yüzü Beyin Hipometabolizması

Alzheimer Gelişiminin Diğer Yüzü Beyin Hipometabolizması

/
/
/
131 Views

SAĞLIK ALANINDA SON 30 YILDA GERÇEKLEŞEN ATAKLAR İNSAN ÖMRÜNÜN UZAMASINA VE HATTA YAŞ SINIFLANDIRMALARININ TEKRAR DÜZENLENMESİNE SEBEP OLDU. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eskiden 65 yaş üzerini yaşlı olarak kabul ederken yapılan son değişiklik ile 18-65 yaş aralığını genç yetişkin, 66-79 yaş aralığını yetişkin ve 80-99 yaş aralığının yaşlı olarak kabul ettiğini açıkladı. Bu düzenlemenin artıları, eksileri başka bir başlığın konusu ancak bu değişikliğe gidilmesinin sebebi yaşam süresinin uzaması ile meydana gelen yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum yaşlanma sürecinin sosyal boyutunun hayatımıza yansıması olarak değerlendiriyoruz ancak bu yazıda biyolojik boyutu ile ilgileneceğiz. Hücre bazında düşündüğümüzde bir hücrenin yaşamsal fonksiyonlarını kazanmasından itibaren hücre ömrü genetik kodlarında mevcut. Yaşam süresini tamamlayan hücrelerde “apoptozis” adı verilen programlanmış hücre ölümü gerçekleşiyor. Çevresel faktörlerin devreye girmesi ile bu sürede değişiklikler görülüyor. Apoptozis bir şekilde engellenir veya geciktirilirse hücredeki metabolik stres artıyor veya hücre kanserleşmeye gidiyor. Burada da çağımızın en korkulan iki hastalığı alzheimer ve kanser karşımıza çıkıyor.

 

Metabolik Stres Nasıl Oluşur?

Metabolik stresin veya diğer adıyla oksidatif stresin temelinin hücrenin enerji üretmek için mitokondride oksijen kullanımı sırasında ortaya çıkan “reaktif oksijen radikalleri” olduğu belirtiliyor. Bu radikaller DNA, proteinler, lipidler diğer organeller gibi akla gelebilecek her türlü hücre içi ve hücre dışı komponente saldırabilir ve saldırdığı maddeye göre DNA hasarı, hücre bölünmesinin durdurulması, hücre zarı hasarı veya damar sertleşmesi gibi birçok problemi meydana getirebilir. Bu fizyopatolojik durumun beyindeki karşılıklarında biri de alzheimer hastalığı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Alzheimer Beynin Yetersiz Beslenmesinin Bir Sonucu Olabilir Mi?

Alzheimer hastalığı için ilgili hücrelerde biriken beta-amiloid proteini birincil sebep olarak gösteriliyor ve bu durum, tedavi basamaklarında önlenmeye çalışılan temel hastalık etkeni olarak olarak kabul ediliyor. Ancak burada bizim ilgileneceğimiz bölüm alzheimer gelişimini destekleyen diğer etkenlerin varlığı . Yaşlanma ile birlikte beynin metabolik hızının yavaşlaması “hipometabolizma” olarak adlandırılır. Metabolizmamn hızındaki düşüş, daha az enerji veren madde harcanması, daha düşük yaşamsal fonksiyonlar ile kendini gösteren fizyolojik bir durum. Beyin için bu durum temel enerji ögesi olan glikozun taşınması, hücreye alınması, tepkimeye girmesi ve enerji üretiminde kullanılmasında sorunlar oluşması şeklinde karşımıza çıkıyor. Fizyolojik olarak başka bir bozukluk ile benzerliğinin altını çizmek istiyorum: İnsülin Direnci. Şöyle ki, özellikle obezite ile ikinci] olarak gelişen insülin direncinde de glikozun vücuttaki varlığına karşın taşınmasında,  hücreye girişinde ve kullanılmasında sorunlar ile oluşabildiğini görüyoruz. İnsülin direncinde kanda yüksek miktarlarda glikoz ve insülin bulunmasına rağmen bu glikozu tamamlayacak ve insülin yardımı ile hücreye alınmasını sağlayacak reseptörlerin fonksiyonlarındaki bozukluk ile bir “varlık içinde yokluk” trajedisi yaşanıyor.

 

Öte yandan araştırmacılar alzheimerın gözle görülen etkilerinin başlamasından önceki asemptomatik döneminde beynin hipometabolizmaya girmiş olabileceği ve glikozu kullanamadığı için beslenemediği; bu durumun da alzheimer sürecini hızlandıran ikincil etmenler arasında bulundurulabileceği görüşündeler. Beslenemeyen her hücre/doku/organ gibi beyinde de organ küçülmesi (atrofı),  hipometabolizmanın arkasından gelecek problemlerin ve beyindeki yıkım sürecinin göstergesi olarak kabul edilebilir. Ancak bilimsel bilgilerin günlük hayata aktarımı olmadığı sürece yapılan araştırmalar esas amacına ulaşmış olmuyor. Bu nedenle alzheimer ve beynin beslenmesi konusunu da yaşantımız üzerinden değerlendirmemiz gerekiyor. Tip 2 diyabetin dünya genelin de çok yaygınlaştığını şeker hastalığına sahip bireylerin sayısında önemli artışlar olduğunu hem gözlemlerimiz hem de araştırmalar doğrultusunda fark edebiliyoruz Bu diyabet türünün insülin direnci ile birlikte görülme sıklığı da oldukça yüksek. Bunun yanı sıra diyabet tanısı olmadan yalnızca insülin direnci ve aşırı kilo şikayetine sahip birçok birey var. Alzheimer’ın hipometabolizma faktörü açısından bir risk grubu oluşturulması gerekseydi bu belirttiğimiz bireylerin risk grubu kategorisine dahil edilebileceğini söyleyebiliriz. Neyse ki bu bireylerin sahip olduğu insülin direncinin uygun bir beslenme örüntüsü, vücut ağırlığındaki fazlalığın verilmesi ve gerekli görüldüğü taktir de medikal destek ile tedavileri mümkün. İnsülin direnci normalleştirilemediğinde ise vücudun her noktasını da görülen yüksek kan glikozu düşük reseptör duyarlılığı beyinde de etkisini göstermeye başlayabilir ve beynin temel yakıt kaynaklarını kullanmasına engel olabilir. Beslenmeyen beyin yalnızca alzheimer değil, diğer nörolojik problemler için daha açık hale gelecektir.

Beyin için enerji kaynağının sürekliliği bu kadar önemli iken elbette glikoz kullanamadığı durumlar için bir B planı mevcut; bu da glikoz yokluğunda keton adı verilen alternatif enerji kaynağı kullanmak. Ancak insülin direncinin veya hipometabolizmanın olumsuz noktalarından biri ortamdaki glikoz molekülü ve insülin varlığının keton oluşumunu engellemesi Çünkü bu sistemin devreye girmemesi için vücudumuzun göz önünde bulundurduğu parametre glikozun mutlak yokluğu.

Kritik Nokta: Önleyici Adımların Atılması

Bildiğimiz üzere alzheimer hastalığı şu anda tam olarak patolojik süreci kanıtlanmış ve tedavisi bulunmuş bir hastalık değil. Bu nedenle ne yazık ki tespit edildiği noktadan itibaren hastalar geriye dönük bir tıbbi gelişme gösteremiyor. Yalnızca ilerlemesini durdurmak ve yavaşlatmaya yönelik girişimler mevcut. Ancak yapabileceklerimiz yalnızca bu iki tedavi yaklaşımı ile sınırlı değil. Bunun için beslenme ve hareketsizliğe bağlı tip 2 diyabet ve obezitenin önüne geçilmesi, alzheimer hastalığı için risk faktörlerinden biri ile ilgili adım atılması anlamına gelebilir. Nitekim birçok hastalıkta olduğu gibi vücuttaki metabolik yükün artışından beyin fonksiyonlarını da etkileniyor. İnsülin direncinden korunmak insülinin fazladan uyarılmasını engellemeyi gerektiriyor. Fazladan aldığımız basit şeker ve basit karbonhidrat grubu, insülinin salgılanmasının uyarılmasında akla ilk gelen besin öğeleri;  Ancak özellikle paketli gıdalardaki gözden kaçan fazla şekerin vücutta oluşturduğu insülin yükü oldukça yüksek Alzhimer hastalığı için yapılan çalışmalarda “Akdeniz Tipi” beslenme tarzı önerildiğini görüyoruz.  Beslenme tarzının bu şekilde adlandırılmış olması daha çok Akdeniz ülkelerinde tüketimi yaygın olan besinleri içermesinden geliyor. Özellikle sebze ve meyve içeriği yüksek beslenilmesi, zeytinyağı kullanımı, kompleks karbonhidrat grubu olan tahıl türevi besinleri içermesi ve et grubu bu içerisinde balığa önem verilmesi, bu beslenme tarzının en dikkat çeken noktaları olarak sayılabilir. Bu beslenme şekli ile insülin direnci riskinin de minimuma indirileceği düşünülürse, risk grubundaki bireyler için oldukça uygun bir davranış değişikliği olduğunu söyleyebiliriz

Sonuç olarak insanlık obezite problemi çekerken beyin de bir o kadar beslenememiş durumda olabilir. Vücudun her hücresinin bir bütünlük içinde olduğunu ve olası bir problemin muhatabı,  vücudun herhangi bir bölgesi veya sistemi olsa dahi geri dönüşünün vücudun bütünü ile gerçekleşeceğinin bilincinde olmak, çağımızın tüm hastalıkları ile ilişkili bir farkındalık olacaktır.

 

Abone olun, tüm yazılardan haberdar olun!

Blog sitemize abone olarak tüm yeni yazılarımızı takip edebilirsiniz.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir